Alpgiray M. Uğurlu’nun yönettiği ve 8 farklı aşk hikayesinin anlatıldığı Organik Aşk Hikayeleri bugün ( 11 Ağustos ) vizyona girdi. Sinematürk adına galaya katıldık ve filmin oyuncularıyla röportaj gerçekleştirdik. Aynı zamanda Sinefoli programımızı da sunan Derya Taşbaşı hem kendi rolünü anlattı hem de rol arkadaşlarıyla keyifli bir sohbet gerçekleştirdi.

Derya Taşbaşı

-Derya’cım hoş geldin. Normalde Sinefoli programı için bir araya geliriz ama bu sefer Organik Aşk Hikayeleri filminin galası için buradayız. Evet öncelikle filmden biraz bahsedelim mi?

Film 8 kısa aşk hikayesinden oluşuyor. Ortak noktaları bir nevi görücü usulü olmaları, başkaları tarafından tanıştırmaları. Bütününe baktığımızda da bir aşk hikayesi görmüş oluyoruz. Daha önce görmediğimiz bir tarz bizi bekliyor.

-Senin rolün ve karakterinden de bahsedelim mi biraz?

Yurtdışından, Rusya’dan gelen bir kadını oynuyorum. Bir bekçiyle aşk yaşıyor bu kadın. Bekçinin ise Insomnia problemi var ve sadece kadının yanında rahat edip uyuyabiliyor. Bu sebeple kopamıyoruz ama bir gün ben ondan ayrılmak istediğimi söylüyorum ve olaylar gelişiyor. Onu da artık seyirciler gelip izlesinler.

-Çekim süreci nasıldı?

Gece çekimleri oldu Ümraniye’de bir otoparkta ve ben uyku sorunu yaşadım. Sette uyuyacaktım neredeyse. Hem soğuk, hem gece, hem uykum var 🙂 ama tatlıydı tabii şaka bir yana.

-Neler var peki proje olarak görünürde?

Youtube’da Sinefoli programı var sinema üzerine. TRT Haber’de program başladı. Bunun yanı sıra da reklam çekimler var bol bol. Gayet iyi gidiyor.

Çok teşekkür ederim ve bize biraz ajanlık yaparsın, senin röportajlarını da bekliyoruz film ekibiyle.

Sadi Celil Cengiz

-Canım rol arkadaşım, seninle röportaj yapmak da enteresan olacak. Çok keyifli. Bana da soruldu, ben de sana sorayım; Bizim hikayemiz nasıldı?

Bizim hikayemiz bir yandan enternasyonel bir hikaye. İki farklı milletten insanın karşılıklı olup olmadığı bile belli olmayan bir aşk hikayesi söz konusu. Bu anlamda da diğer hikayelerden orada ayrılıyoruz.

-Çekimler nasıl geçti? Ümraniye’de bir otoparktı sanıyorum?

Evet evet çok soğuktu. Öncelikle bunu söyleyelim. Harika bir yemek söyleyip yemiştik bak o güzeldi. Geç saatlere kadar çalışmıştık ama gayet keyifliydi.

-Filmin hikayesi aşk üzerine. Herkes bir şekilde aşkını bulmaya çalışıyor. Peki sen aşkını nasıl buldun?

Biz lisede tanıştık, sonra da evlendik derken çocuklar var. Biri yolda 1 ay sonra aramıza katılacak.

-Senin için aşk neyi ifade ediyor peki
Ben yol arkadaşlığı olarak görüyorum. Birlikte sıkıntıları, badireleri atlattıkça güçleniyor.

-Filmde 8 hikaye var. Kısa süren bir set deneyimi oldu ama önemli bir filmin içindeyiz. Bu deneyim için ne dersin?

Aslında piyango gibi bir durum. Bir günlüğüne sete gelip gidiyorsunuz ve sonra bir bakıyorsunuz uzun metrajlı bir filmin içinde ve afişindesiniz. Benim için de enteresan bir durum. Benim ilk drama filmim. Hani Behzat Ç. De biraz drama ama bu tam anlamıyla drama diyebiliriz.

-Şu an neler yapıyorsun peki. Var mı projeler?

Bu Sayılmaz adlı bir diziye başladık FOX’ta yayınlanacak, onunla yoğun bir şekilde ilerliyoruz şu an. Vizyon bekleyen birkaç filmimiz daha var onlar da gelecek.

MELİKE ÖCALAN

– Melike Öcalan’la beraberiz. Merhaba Melike ne kadar güzelsin dedikten sonra hikayeye geçelim. Sizin hikayenizde neler oluyor?

Birbirinden farklı 8 hikaye ama bütüne bakınca bir aşk hikayesi. Kimi duygusal kimi komik, bizimkisi ise biraz absürt. Görme engelli bir kadın benim rolüm ama aslında öyle de değil. Biraz karmaşık. Bir yönetmenle oyuncunun aşkını anlatıyor bizim bölüm. Duymadığımız bir şey değil, alışık olduğumuz bir durum ama biraz farklı açıdan seyirciye aktarılıyor.

– Peki senin için aşk nedir?

En gerçek duygulardan biridir aşk. Kendimiz ne kadar gerçeksek aşk da o kadar gerçek. Kendimiz kadar gerçek birini, daha doğrusu aynımızı gördüğümüzde ve buradan varlığını ispat ettiğimizde aşk ister istemez doğuyor.

– Harika bir aşk tanımı oldu. Filme dönelim, çekimler nasıl geçti?

Çok güzel geçti. Daha önce de beraber çalıştığım insanlar vardı. Yapımcı ve yönetmenimiz de zaten çok sevdiğim insanlar. Konu da aşk olunca ki çok sevdiğim bir konu severek projede ve çekimlerde yer aldım. Adımları büyük büyük attığımız güzel setlerden biri oldu diyebilirim.

– İzleyiciyi neler bekliyor?

Farklı ve denenmemiş bir senaryo var. Bu iş uçsuz bucaksız ve bunun içerisinde ezber bozan işler her zaman ilgimi çekmiştir. Küçüklükten beridir de hep denemeyi seçtim. Her seferinde daha farklı olmak ve kendimi zorlamak hoşuma gider. Bu filmde de bunu gördüm ve çok heyecanlı bir proje oldu.

 

Merve Dizdar

-Hoş geldin Merve’cim. Senin filmdeki rolün ve hikayen nedir?

İzleyince insanlar görecek bizim hikayemiz diğerlerinden biraz farklı. Çekim olarak da farklı, içerik olarak da… Bir çiftin tartışması üzerinden ilerliyor ama sonunda ufak bir sürpriz var. Çok ipucu vermeyeyim gelip görsün izleyicilerimiz.

– Çekim süreci nasıldı peki?

Bence çok iyiydi. İki kişi tek mekan ve tek plandı. Yönetmenimizle de zaten yaşlarımız da yakın harika anlaştık. Rol arkadaşımla da her açıdan müthiş bir kimyamız vardı ve sonuç başarılı oldu diye düşünüyorum. Biz böyle hissettik, umarım seyircilerimiz de aynısını hisseder.

– Neler var bu ara peki proje olarak?

Tiyatro oyunu var hali hazırda devam eden. Birkaç yeni görüşme de mevcut. Bakalım neler olacak.

– Teşekkür ederiz, başarılar herkese.

Ben güzel olacağına inanıyorum, çok da heyecanlıyım. Bütün hikayeler çok sıcak çok yakın bulacak insanlar. Bekliyoruz heyecanla.

BURAK SARIMOLA

-Merve’nin dediğine göre sizin çok farklı bir hikayeniz varmış. Neler oluyor peki?

Neler oluyorun cevabı tabii zor. Çünkü filmin sürprizleri bizim hikayede var. Hatta iki sürprizimiz var. Biri çekimle alakalı. Yurt dışında örneği çok olan ama bizde pek denenmemiş bir şey var.  Gerçekten farklı ve oyuncu için inanılmaz bir deneyim. Merve, dediğim sebebi de düşününce harika bir rol arkadaşı oldu ve ortaya çok sağlam bir şey çıktı.

–  Peki Alpgiray’la çalışmak nasıl?

Çok iyi geçti. İyi de bir arkadaşım ve pamuk gibi bir adamdır kendisi. Egolarından arınmış bir adam. İkna edici ama aynı zamanda ikna edilebilir bir adam. Açık olduğunu gösteriyor ve bu gerçekten önemli. Bahsettiğim teknik detay da biraz başının etini yedim ve karşılığını verdi fazlasıyla. Umarım birçok projede beraber çalışma imkanımız olur.

– Peki yeni projelerin var mı?

4 senedir ara vermiştim. Oyuncu koçluğu gibi durumlar oldu ama artık geri dönebilirim, hazırım. Bu sene sanırım geri geleceğim. Yeni imaj ve yeni rollerle dönmeyi düşünüyorum ve şu an iki tane son düzlükte olan proje var.

MURAT EVGİN

-Nasıl ilerledi filme dahil olma süreciniz?

Biz Alpgiray ve Serhan’la Berlin’de tanıştık. Filmi anlattılar bana. Önce tek şarkı yazacaktım Furkan’ın söylemesi için derken filmin bütün müziklerini ben yaptım.  Film müziği yaparken bütün filmi saniye saniye izledim. Genelde bizim ülkede müzikler yapılır ve filme yerleştirilir. Biz yurtdışındaki tarzı benimsedik ve daha doğru olduğuna inanıyorum. Hikayelere gelince çok güzel ve çok farklı hikayeler olduğunu söyleyebilirim. Bazıları hayatımızdan izler taşırken, bazıları komedi ve hayal unsurları içeriyordu. Benim hoşuma giden bir konu daha bağımsız bir filmin iyi bir kopya sayısıyla vizyona girecek olması.

– Peki 8 farklı hikaye var filmde. Siz müzikleri yaparken buna göre farklı mı düşündünüz yoksa bütünlüğü de elden bırakmamaya gayret ettiniz mi?

Bu çok iyi bir soru teşekkür ederim öncelikle. Elbette seyircide düşünüldüğünde bir bütünlük var ama farklı yerler de var tabii. Mesela sergi sahnesi var. Orada kadın şehirli ve entelektüel ama içinden kaba tabirle bir Kezban çıkıyor. Kıskançlık onu oraya götürüyor ve müzik de bu tavırla paralel gidiyor, değişiyor. Keyifle yaptığım bir beste de oldu. Keza futbol sahnesindeki müzik de öyle. Belirli bir tarzı olsun istedik, her sahnede bambaşka formlara gidince farklı filmlermiş gibi oluyor. Biz bunu istemedik.

– Filmimiz aşk üzerine. Sizin için aşk ne ifade ediyor?

Bunu anlatması zor, çünkü aşkın kendisi zor.  İnsanın mantığını yitirdiği bir şey aşk. Mantık geri gelince de aşk bitiyor. Her şey rutine dönüşüyor. Neden böyle oldu evresi giriyor. Bunu atlatabilen aşklar yıllarca sürüyor. Birisiyle birlikte olunca değerler öne çıkıyor. Aşkı kaybetmemek lazım.  Zor yani.

BERKE ÜZREK

–  Merhabalar. Senin hikayende neler oluyor diyerek başlayalım?

Çok hatırlamıyorum aslında. Araya 3 film daha çektim. Hepsi karıştı. Şaka bir yana bu filmin konusu aşk tabii. Aşk her şeyden evvel kendimizle ilgili bir durum.  Karşımızdakine duyduğumuz hayranlık bizi de kontrolden çıkarabiliyor ya da tam tersi düzene sokuyor. Zira, beğendirme konusu devreye giriyor. Aşk, insanın kendini tanıması için de oldukça faydalı sonuç olarak. Filmde de farklı ortamlarda yer alan 8 farklı hikaye var. Episodik olduğu için bütün senaryoyu okumadım ama az çok bahsini yapmıştık. Bu durum heyecan verici de oldu aslında. Kendi rolümü ve sahnemi bilip, başka hiçbir bilgi olmadan oynamak ve ortaya çıkanı görmek değişik bir deneyim olacak.

– Peki anlatım hakkında ne dersin? 8 farklı hikaye tek konu?

Dünyada birçok örneği var bunun ama Türkiye’de pek tercih edilmiyor. Zaten iki forma düştü filmlerin geneli. Aşk filmleri ve komediler. Daha çok bunlar tercih ediliyor ve yeniliğe yanaşan çok kişi yok. Hayatın içinde filmler azaldı iyice. Bir de enteresan bir durum var. Komedi ve aşk filmleri çok tutuyor diye bu türlere çok giriliyor, 200 tane film çekiliyor ama beş tanesi tutuyor aslında. Ben garip bir şekilde erotik filmlerin olduğu ve sinemanın çökmeye yakın olduğu döneme benzetiyorum bu dönemi. Belki o kadar kötü olmaz ama ortaya çıkan işlerin çoğu da belli standardı aşamıyor. Belli türlere sıkışıp kalındı.

– Peki nasıl görüyorsun sektörü?

Ben de çok filmde çalıştım. 35 mm ile film çekmek zordu, pahalıydı, bir tekel söz konusuydu şimdi ama fotoğraf makinesiyle film çekebiliyoruz. Bu büyük bir avantaj haline geldi. Teknoloji bu seviyelere geldi ama 20 yıllık TV geçmişime de dayanarak diyebilirim ki biz bu fırsatı değerlendiremedik.  Buradan çağrı da yapmış olayım. Teknoloji ilerledi ama senaryolar zayıf. İyi senarist yok. Türk halkı anlamaz diye yıllarca bize masal anlattılar ama hiç öyle değil. Halk zekidir, anlar hatta gülüp geçeriz Yeşilçam’dan çoğu şeye düşük seviye kaldığı için. Bunlara hiç kulak asmayıp yazsınlar.

Nolan, Inception çekerken kimse anlar anlamaz diye düşünmemiştir. Bir kişi bile anlasa önemlidir. Sanatın tamamı böyle. Sanat kapalı kutu gibi lanse edildi hep ama ileri bilinçteki insan için yapılır sanat. Anlamayan insanlar da kendini geliştirecek ve o anlamadığı senaryo üzerinden bu yola gideceklerdir. Olması gereken de budur. Sanatçı da topluma bu şekilde hizmet eder.

Üretmek önemli mesela. Ben, insanların sabah 8 de kalkıp işe gittiği bir hayatta genelde öğlen uyandığım rahat bir hayatı yaşıyorum. Dedim o zaman bunun bir bedeli, karşılığı olmalı. O da kesinlikle üretmek! Türkiye’de iyi senaryo yok, kaliteli iş yok bahanesine sığınmamak üretmek gerekiyor.

–  Harika söylemler için teşekkür ederiz. Filmi de izleyeceği birazdan heyecanla.

Kendi oynadığın filmden en güzel 2-3 sene sonra izlediğinde keyif alabiliyorsun. Anılar kayboluyor, kamera arkası bilgileri ve tecrübeleri kaybolur, izleyici gibi izleme şansına sahip oluyorsun. Kendini de daha rahat değerlendirebiliyor, objektif olarak karar verebiliyorsun.

– E hadi o zaman filme geçelim…

İlgili Makaleler

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir