-‘ZATI MAHFUZ’un senaryosunu yazmak nerden aklına geldi. Seni nasıl etkiledi.

İçinde bulunduğum psikoloji beni buna itti. Belki de vefa borcuydu.

   

-Fragman ve teaser da şu ana kadar vizyonda olan filmlerden daha değişik bir şey izledik. Hem Doğu’yu gördük hem de Batı müziğini gördük. Sadece Doğu ya da Batı’yı işlemiş olsaydınız ne olurdu.?

Olmazdı. Çünkü doğulu batılı diye bir şey yoktur. Hem doğu vardır hem de batı vardır. Bu tarz ayrımcılığa karşıyım. İki dili de bezemek istedim.


-Siz  bir gün evinizden kaçıp İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi oyunculuk ve yönetmenlik sınavına giriyorsunuz ve eleniyorsunuz bildiğim kadarıyla. Hayatınız ve hayalleriniz burada başlıyor sanırım?

Evet burada başladı. Hayaller sonra ideallere dönüştü, idealler hayal kurmama olanak sağladı. Ben de içimdeki yangını ancak yazı yazarak ve bir şeyleri insanlara göstererek bu yangını söndürmek istedim. Göstermeye de devam edecem.

 -Türkiye’nin en genç senarist ve yapımcılarından birisiniz, belki de en genci ve bu sebeple mimarlığı terk ettiniz. Sizi sinemaya yönlendiren şey neydi.  Neden bu kadar büyük radikal bir karar aldınız?

Ben hayallerimi isteklerimi bir bina yaparak anlatamazdım. Mimarlık okurken çok sıkılıyordum derste çizim değil de senaryo yazıyordum. Artık tak etti bende bıraktım, gerçi biraz geç oldu ama. Zararın neresinden dönersen kardır.:J

-Gündelik hayat akarken, sen, haftalarca anlatmak istediğin hikayenin anlatıcısı olarak sete gittin, orda bir ritmin belirleyicisi ve orkestra şefi oldun. Kurgun olanı yaratma safhasında, birçok “reel/ rasyonel” koşula maruz kaldın. İnsanın kendi hikâyesini kurgulamak gücüne sahip olduğuna inananlardan olduğunu biliyorum. Beş hikâyeyi eşzamanlı oluşturmak nasıldı? Neler hissettirdi yahut nasıl zorluklarla karşılaştırdı seni?

Az önce de söylediğim gibi senaryo/yazı yazmak beni oldukça rahatlatıyor. Birçok kötü şeyden men ediyor. En güzeli de budur zaten. İlgili onay süreçlerinden de geçtikten sonra yazdığım şey ‘olmuş’ halde karşıma gelir. Bunun handikapları olduğu kadar leziz bir konfor alanı da vardır. İzlediğin karşısında yazdığını daha da cilalayıp, olmayanlar hakkında uzun uzun yakınabilme hakkı mesela. Sete çıkmadan önce uzun ve detaylı bir ön hazırlık süreci geçirmeme, özellikle 2 ay boyunca gün aşırı / tam gün temposuyla her sahnenin oyunlarını oyuncuların da enfes özverisiyle çalışmış olmama rağmen setteki bileşenler karşısında çok zorlandığım anlar oldu. Eksiğini göre göre düzeltemediğim planlar. Kendimi dövmek yerine teslim olmayı, setin getirdiklerini olabilecek en verimli şekilde kullanmayı seçtim. Diğer türlüsü ilk filmin harcı değildi. Aylarca kağıt üzerinde idealize ettiğin bir hikaye var elinde. Fakat olanakların belirli. Çekim süren, bütçen vs. Bu noktada senin o olmayan ülkenin Bitlis asfaltında bir yere toslamaması mümkün değil. O anlarda, zatı mahfuzun  ön hazırlığa gömülmüşken yaptığı uyarı hep kafamın arkasında bir yerde, rehberlikteydi: ”Şimdi filmi dilediğin gibi toparla ,her karesine hakim ol ki sete çıktığımızda olabildiğince dağıtabilesin, daha sonra kurguda tekrar toplayacaksın.” Aşağı yukarı böyle bir süreçti.

 

 

– Evet, bu bir ilk film. İlk filmler beni müthiş heyecanlandırıyor. En çok bundan söz etmeni istiyorum. Henüz “stilini oluşturacak kadar tecrübe sahibi olmadığın” bir işi yaparken, üstelik bu iş hem öz hem biçim konusunda ciddi bir birikim gerektirirken, el yordamıyla bulduğun, bulamadığın, bulup heybene koyduğun yahut yaptıktan sonra pek de hoşlanmadığın şeylerden bahseder misin bize biraz? 

 

İlk filmler tam da bahsettiğin üzere, el yordamıyla yol tayin etmeye çalıştığın karanlık labirentler gibi. Boğulacak gibi olmadıysam da pek mühimsediğim sahnelerin sabahlarında mesela, korkudan yataktan kalkmak istemediğim zamanlarda oldu. Az önce bahsettiğim gibi anlar yaşadığım da. Olmadığını görüp hissedip velâkin ne yaparsam yapayım değiştiremeyip teslim olduğum anlar.da,  o günden bu yana kariyerimde zirveyle zemin arasındaki yolu tamamlıyorum’ minvalli bir açıklama idi. Sanıyorum o aralığa ille ihtiyaç var. Sete çıkana kadar cephaneliğimi olduğunca istifleme arzusundaydım, aşık olduğum filmler, başucu romanlarım, beni an’dan alan ya da an’a mıhlayan müzisyenler, uzaklarda bir başıma kalakaldıklarım, gördüklerim, kadınlar, erkekler, hikayeler, hikayeler… Fakat sette hepsi silindi, tek bir şeye ihtiyaç duydum, hislerim.

 

-Bundan önce kısa filmler, tiyatro oyunları ve sinema senaryoları yazdığınızı biliyoruz. Ve mimarlığı terk ettiğini de konuştuk. Işler güçler yolundayken, nedir seni film yapmaya iten? Kim ya da kimler için bu film?

Bu soruyu bana devamlı soruyorlar, mimarlığı neden bıraktın, bak bitir ha bunu herkes soruyor. Bende hep şunu söylüyorum. Bir bina yaparak derdimi hayallerimi anlatamazdım. İçimdeki yangını söndüremezdim. Belki dış etkenler insanlar yani bana çok mani oldu diye ben böyle bir yola girdim belki de. O zaman rahatladım abi işte. Yazıyorsun ve kimin yüzüne tokat atmak isteyip de atamıyorsan işte orda atıyorsun. Aslında herkesin derdi para ve pul zannediyorlar ki çok para kazanıyorsun belki şimdi mimarlarda bizi dinliyor derdimi en çok onlar iyi anlar.

-Oyuncu seçiminden bahsedebilir miyiz? Hiçbir ünlü oyuncu yok. Bunun eksikliğini yaşıyor musun? Veya insanlar sana soruyorlar mı neden ünlü yok?

Evet çok soruyorlar. Benim ünlü getirecek param yoktu. İnsanlarda ünlü olan oyuncuların filmlerini izlerler, küfür etseler bile izlerler. ben ülkem için bir şey gerçekleştirdim. Hayallerine belki ortak olurum bel ki umut olurum diye bir şey gerçekleştirdim. İnşallah insanlar beğenirler.

 

– Filminin son hâli, hayal ettiğin gibi oldu mu? İçine sindi mi?

(Gülüyor) diyebilirim ki, bir duygunun peşindeydim ve  bu filme soyunurken sanıyorum o duygu elle tutulur bir anlatıma dönüştü. Filmin her aşaması, hayallerin bitmediği bir yolculuğa çıkarıyor yönetmeni. Yazarken hayalim başkaydı, çekerken bambaşka, kurguda bambaşkaydı. Hepsine denk bir görsel var mı, inan bilmiyorum.

 

 

 -İlk filmini bitirmiş bir yönetmenin o “sonrası” hissi sende nasıl cereyan etti? “Yönetmen yalnızlığı” tiyatro oyunlarının ilk gösteri gecesinden sonra, tiyatro yönetmenlerini bile vurur. Böyle söylenir. Sen ne dersin, “yönetmen yalnızlığı”na?

Ağır bir hadise olduğunu söyleyebilirim. Yıllardır hayallerim var. Hayallerim artık bir ideale dönüşüyor herhalde, bazen beynimi, kendimi durduramıyorum. Ne yapıyorsun sedo diyorum cevap veremiyorum kendime. Sonra diyorum ki sedo hadi kalk yazman gereken çok şey var. Sonra sağıma soluma bir bakıyorum kimse yok ben ve oda bir de çok sevdiğim türküler var. Sonra yazıyorsun işte bazen ağlıyorsun bazen gülüyorsun. En güzeli de nedir abi biliyor musun? Bir şey hayal ediyorsun ya sonra onu izliyorsun en güzeli de o dur. Yalnız kalmaksa kalalım be abi.

 

-Türkiye’de yapılan sinemayı, devinen sinema camiasını ve sinema platformlarını nasıl buluyorsun? İnternet üzerinden dönen bilgi akışını, sinema sayfalarını, yazılıp çizilenleri takip ediyor musun? 

Sosyal medyayı çok takip ederim. Her ne kadar paylaşımlarım az olsa da hemen hemen hergün bakarım. Hafta da en az bir film izlerim, televizyon izlemeyi sevmem. Son zamanlarda üzerime düşmez ama çok insan ahlakına uygun olmayan filmler yapılıyor ve insanlar onlara küfür söyleyen filmleri çok seviyor. İlginç çok ilgincime gidiyor. Bir de insanlar beni güldürecekse giderim diyor bana bir şey verecekse gitmem diyor. Tiyatro da da böyleydi biz bilet satmak için kapı kapı dolaşırdık insanlar beni güldürecek mi? Diye bir soru soruyordu. Bizde kahkaha atacaksınız diyorduk biletleri de satıyordukJ

 

 

-Peki, ya sonra? Şimdi neleri plânlıyorsun? Filmi görücüye çıkarmanın geri dönüşlerini henüz almadın, o duyguları yaşamadın biliyorum, ama film yapmayı sürdürmek istiyor musun? Yoksa bu “oluşuna bırakmayı” tercih ettiğin bir şey mi olacak?

Bütün enerjimizi ekip olarak zatı mahfuza verdik. Yeni üniversite ve lise öğrencileri ile söyleşilerimiz başlıyor. Hayırlısıyla bunu bitirelim. Üzerinde çalıştığım bir hikaye var yapmayı planlıyorum, ama kısmet tabi ne olur bilemiyorum.

 

-Zatı Mahfuz, bir film değil de bir şarkı olsaydı, senin zaviyenden bakıldığında, hangisi olurdu?

Bu minval karşılaştırmalardan hep kaçarım ama burada söyliyeyim. İnsanları hem harekete geçirecek hem de hüzünlendirecek bir potbori olurdu belki de büyük bir senfoni olurdu.

-Zatı Mahfuz seyircisine neyi verecek?

İnsanları güldürmeyecek. İnsanlara küfür söylemeyecek. Evet insanlara aradıkları cevapları verecek. İçinde hayali olan kim varsa belki hayallerine beş filozofumuz yol gösterecek. Yarınlarını gösterecek bir umut olacak. Ve her şey güzel olacak…

-Bize söylemek istediğin son bir şey var mı?

Size ve Sinematürk ekibine çok çok teşekkür ederim. Şu an bizleri okuyan kimler varsa hepsine çok selam söylüyorum. 23 mart Cuma günü Zat-ı Mahfuz sinemalarda olacak, herkesin ona sahip çıkmasını istiyorum. İnanıyorum yüzbinlerce insan Zat-ı Mahfuz diyecek.

 

İlgili Makaleler

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir